Cezalandırıcılık
Cezalandırıcılık, kişinin kendisinin veya başkalarının yaptığı hataların sert biçimde cezalandırılması gerektiğine inanmasıyla karakterizedir. Bu şema iki yönlü işler: İçsel yönünde kişi kendi hata ve kusurlarına karşı katı, eleştirel ve affetmez bir tutum sergilerken dışsal yönünde başkalarının hatalarına karşı düşük tolerans gösterir, onları kolayca yargılar ve cezalandırılmaları gerektiğini düşünür. Hataların arkasındaki nedenleri, mazeretleri veya hafifletici koşulları dikkate almakta zorlanabilir; hata yapan kişinin affedilmekten çok cezalandırılması gerektiğine inanabilir. Doğru ve yanlış konusunda katı kurallar benimseyerek bu kurallara uymayan kişilere karşı empati, merhamet ve şefkat göstermekte güçlük yaşayabilir. Çocukluk döneminde cezalandırıcı tutumlara maruz kalan kişiler, zamanla Cezalandırıcı Ebeveyn modunu içselleştirebilir ve kendilerine ya da başkalarına benzer biçimde davranmaya başlayabilirler. Bu durum, kişinin hata yaptığı zamanlarda kendisine yönelik sert, aşağılayıcı ve suçlayıcı bir iç ses geliştirmesiyle kendini gösterebilir. Kendini cezalandırma davranışları, kişinin kendisine bağırması, kendisini aç bırakması, kendine zarar vermesi veya kendisini başka şekillerde zorlayıcı davranışlara maruz bırakması biçiminde ortaya çıkabilir. Şemanın anlaşılmasında önemli göstergelerden biri, kişinin kendisine veya başkalarına hata yaptıklarında nasıl bir ses tonuyla yaklaştığıdır. Bu ses çoğu zaman çocukluk döneminde eleştiren, suçlayan veya cezalandıran ebeveynin içselleştirilmiş hâlini yansıtır. “Hata yaptın, bunun bedelini ödemelisin.” anlayışını taşıyan bu iç ses, soğuk, küçümseyici, acımasız ve şefkatten uzak olabilir. Kişinin cezalandırma ihtiyacı, yapılan hatanın ağırlığıyla orantısız hâle gelebilir ve küçük bir yanlış için bile kendisine veya başkalarına ağır yaptırımlar uygulanması gerektiğini düşünebilir. Bu nedenle hata yapmayı öğrenmenin ve gelişmenin doğal bir parçası olarak görmekte zorlanabilir.
Cezalandırıcılık şemasının kökeninde çocukluk döneminde karşılaşılan katı ebeveyn tutumları ve disiplin anlayışları etkili olabilir. Ebeveynlerin hatalara karşı düşük tolerans göstermeleri, kuralcı davranmaları ve küçük yanlışlar karşısında dahi sert eleştirilerde bulunmaları veya ağır cezalar uygulamaları, kişinin hata yapmanın kabul edilemez olduğuna inanmasına neden olabilir. Sevgi, ilgi ve kabulün başarıya, performansa veya doğru davranışlara bağlanması da kişinin hata yaptığında değersiz veya sevgiyi hak etmeyen biri olduğunu düşünmesine yol açabilir. Ebeveynlerin disiplin sağlamak amacıyla utandırma, suçlama, küçümseme veya aşağılama yöntemlerini kullanmaları, kişinin kendisine karşı da benzer bir tutum geliştirmesini pekiştirebilir. Bunun yanı sıra, çocuktan sürekli yüksek standartlara uymasının, hata yapmamasının ve kusursuz davranmasının beklenmesi, cezalandırmanın davranışları düzenlemenin temel yolu olarak algılanmasına neden olabilir. Böyle bir ortamda büyüyen kişi, hataların anlayışla karşılanabileceğini ve telafi edilebileceğini öğrenmek yerine, her yanlışın mutlaka bir bedeli olması gerektiği inancını geliştirebilir.
Cezalandırıcılık şemasıyla başa çıkma biçimleri teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi şeklinde görülebilir. Teslim olma biçiminde kişi, cezalandırıcı inançlarını benimseyerek hem kendisini hem de başkalarını sürekli suçlar ve hataların affedilmemesi gerektiğini düşünür. “Bunun hiçbir bahanesi olamaz.” anlayışıyla hareket ederek hataların nedenlerini anlamaya veya telafi yollarını değerlendirmeye isteksiz davranabilir. Kaçınma biçiminde kişi, hata yapma ve eleştirilme ihtimalinin bulunduğu durumlardan uzak durur; başarısızlık ya da suçluluk duygusuyla karşılaşmamak için yeni deneyimlere girişmekten kaçınabilir. “En iyisi hiç denememek.” düşüncesiyle hareket ederek kendisini risk almaktan ve gelişim fırsatlarından uzak tutabilir. Aşırı telafi biçiminde ise kişi, cezalandırıcı tutumun tam tersine yönelerek aşırı hoşgörülü davranabilir, başkalarının hatalarını görmezden gelebilir ve gerekli durumlarda sınır koymakta zorlanabilir. “Ne olursa olsun affetmeliyim, kimseyi cezalandırmamalıyım.” düşüncesiyle hareket ederek adil sınırlar belirlemekten kaçınabilir. Bu farklı başa çıkma biçimleri, kişinin hem kendisiyle kurduğu ilişkiyi hem de başkalarıyla olan ilişkilerini etkileyebilir. Hataları cezalandırılması gereken kusurlar olarak görmek yerine, sorumluluk alma, hataları telafi etme, öğrenme ve değişme fırsatları olarak değerlendirebilmek, daha dengeli bir yaklaşımın gelişmesine yardımcı olabilir.
