UZM. PSİKOLOG

AİLE DANIŞMANI

 

YUSUF DAĞYELİ

Bilgi Kaynağı

Duyguları Bastırma

Duyguları bastırma, kişinin duygusal ihtiyaçlarını geri plana atarak rasyonel düşünmeye ve kendini kontrol etmeye aşırı önem vermesiyle karakterizedir. Bu kişiler esnek olmayan, kontrollü ve ciddi bir tutum sergileyebilir; çevreleri tarafından donuk, çekingen, mesafeli veya soğuk olarak algılanabilirler. Duygularını ifade etmekten ve dışa vurmaktan kaçınarak spontane davranışlarını sürekli kontrol altında tutabilirler. Özellikle öfke, sevinç, sevgi, şefkat, cinsel istek ve kırılganlık gibi duyguları bastırabilir, başkalarına sıcaklık, yakınlık ve ilgi göstermekte zorlanabilirler. Doğal, neşeli, oyunbaz ve kendiliğinden davranışlarını aşırı biçimde sınırladıkları için zamanla nasıl eğleneceklerini veya doğal davranacaklarını unutmuş gibi hissedebilirler. Duygularını ifade ettiklerinde utandırılma, reddedilme ya da terk edilme gibi olumsuz sonuçlarla karşılaşabileceklerinden endişe duyabilirler. Özellikle öfkenin uzun süre bastırılması, zamanla kırgınlık, içten içe kızgınlık veya pasif-agresif davranışlar şeklinde ortaya çıkabilir. Katılık, aşırı öz-denetim ve duygusal kısıtlanma, obsesif kompulsif kişilik bozukluğuyla (OKKB) ilişkili bazı özelliklerin belirginleşmesine de zemin hazırlayabilir. Kendi bastırdıkları spontane ve duygusal yönlerini daha rahat yaşayan partnerlere çekilebilirler. Ancak duygusal partner, kişinin mesafeli ve kontrollü tutumunu eleştirirken kişi de partnerinin yoğun duygusal dışavurumunu aşırı veya rahatsız edici bulabilir. Bu durum, ilişkilerde duygusal yakınlık ve karşılıklı anlayışın gelişmesini zorlaştırabilir.

Duyguları bastırmanın kökeninde çocukluk döneminde yaşanan aile deneyimleri ve öğrenilen tutumlar etkili olabilir. Ebeveynlerin duygusal açıdan mesafeli ve tepkisiz davranmaları, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına yeterince karşılık vermemeleri, kişinin duygularını tanıma ve ifade etme becerisinin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ebeveynlerin “duygularını belli etme”, “kendini kontrol et” veya “terbiyeli ol” gibi mesajlar vermeleri, duyguların ifade edilmemesi gerektiği inancını pekiştirebilir. Çocuğun duygularını ifade ettiğinde ayıplanması, utandırılması veya reddedilmesi de duygusal dışavurumu güvensiz bir deneyim olarak algılamasına neden olabilir. Özellikle öfke, üzüntü ve korku gibi yoğun duyguların küçümsenmesi, gereksiz, abartılı veya kabul edilemez olarak değerlendirilmesi, kişinin zamanla bu duyguları bastırmayı öğrenmesine yol açabilir. Bunun yanı sıra, ebeveynlerin aşırı kontrolcü ve kuralcı bir tutum sergilemeleri, katı disiplin uygulamaları ve çocuktan yüksek düzeyde öz-denetim beklemeleri, duyguların kontrol edilmesi gerektiğine ilişkin inançların gelişmesine katkıda bulunabilir.

Duyguları bastırmayla başa çıkma biçimleri teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi şeklinde görülebilir. Teslim olma biçiminde kişi, duygularını bastırmayı doğal ve değişmez bir özelliği olarak kabul eder, duygusal açıdan geri çekilir ve “Ben zaten böyleyim, duygularımı göstermem.” düşüncesiyle hareket eder. Kaçınma biçiminde duygusal yakınlık gerektiren etkileşimlerden uzak durur, kişisel konuları konuşmaktan kaçınır ve “Bunları konuşmak istemiyorum.” diyerek duygusal yüzleşmeleri sınırlar. Aşırı telafi biçiminde ise duygularını rasyonelleştirerek kontrolcü bir tutum geliştirir ve duygusal ifadeyi zayıflık olarak değerlendirebilir. “Ben güçlü biriyim, duyguları belli etmek zayıflıktır.” düşüncesiyle hareket ederek güçlü, mantıklı ve kontrollü görünmeye çalışır. Bu başa çıkma biçimleri, kişinin kendi duygularıyla bağlantı kurmasını, ihtiyaçlarını ifade etmesini ve başkalarıyla sağlıklı duygusal ilişkiler geliştirmesini zorlaştırabilir.