UZM. PSİKOLOG

AİLE DANIŞMANI

 

YUSUF DAĞYELİ

Bilgi Kaynağı

Duygusal Yoksunluk

Duygusal yoksunluk, kişinin yakın ilişkilerinde sevgi, şefkat, empati, ilgi, korunma ve rehberlik gibi temel duygusal ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığına inanmasıyla ilişkili, sık görülen şemalardan biridir. Bu şemaya sahip kişiler kendilerini yalnız, anlaşılmamış, boşlukta veya duygusal açıdan tatminsiz hissedebilir; ancak zaman zaman bu hislerin nedenini tam olarak açıklayamayabilirler. Başkalarının kendilerini gerçekten anlayacağından, destekleyeceğinden ya da zor zamanlarda yanlarında olacağından emin olamayabilirler. İç dünyalarının görülmediği ve duygularının önemsenmediği düşüncesi baskın olabilir. Duygusal yoksunluk üç temel boyutta ortaya çıkabilir. Bakım ve şefkat yoksunluğu, sarılma, dokunma, fiziksel yakınlık ve sevildiğini hissettiren davranışların eksikliğini; empati yoksunluğu, kişinin dinlenmediğini, duygularının anlaşılmadığını ve iç dünyasının fark edilmediğini hissetmesini; korunma ve rehberlik yoksunluğu ise zor zamanlarda güven verecek, yol gösterecek ve destek olacak birinin eksikliğini ifade eder. Bu kişiler çoğu zaman başkalarına destek olan, onları dinleyen ve sorunlarına çözüm bulmaya çalışan kişiler olsalar da kendi duygusal ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanabilirler. Sevgi, ilgi veya rahatlatılma ihtiyacını ifade etmekten kaçınabilir, güçlü görünmeye çalışabilir ve sanki hiçbir duygusal ihtiyaçları yokmuş gibi davranabilirler. Destek beklemedikleri için yardım istemeyebilir, kendilerinden çok az bahsederek sürekli karşı tarafı dinleyebilirler. İlişkilerinde duygusal açıdan mesafeli, soğuk veya ilgisiz kişilere yönelebilir; yakınlık kurmaktan kaçınabilir, yüzeysel ilişkilerle yetinebilir ya da yalnız kalmayı tercih edebilirler. Duygusal yoksunluk şeması sıklıkla kendini feda şemasıyla da birlikte görülebilir. Kişi, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için çaba gösterirken kendi ihtiyaçlarını geri plana atar ve ilişkilerinde sürekli veren taraf hâline gelir. Ancak karşılığında duygusal olarak beslenmediğini hissettiğinde hayal kırıklığı ve yoğun öfke yaşayabilir. Bu şemanın gelişiminde çocukluk döneminde sevgi, şefkat, fiziksel yakınlık ve duygusal desteğin yetersiz olması etkili olabilir. Ebeveynlerin soğuk, mesafeli veya ilgisiz tutumları, çocuğun duygularının anlaşılmaması ya da önemsenmemesi, aşırı kontrolcü veya cezalandırıcı yaklaşımlar, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını bastırmasına ve zamanla bu ihtiyaçların karşılanmayacağına inanmasına neden olabilir. Böylece kişi, ilerleyen yaşamında da başkalarından duygusal destek beklememeyi öğrenebilir ve çocukluk deneyimlerini sınırlı ya da belirsiz biçimde hatırlayabilir. Duygusal yoksunlukla başa çıkma biçimleri kişiden kişiye değişebilir. Kişi, geçmişte alışık olduğu duygusal açıdan soğuk ve mesafeli ilişki örüntülerini sürdürerek şemaya teslim olabilir; ihtiyaçlarını inkâr ederek, duygularını bastırarak veya yakınlıktan uzak durarak şemadan kaçınabilir; ya da eksikliğini hissettiği sevgi ve ilgiyi yoğun biçimde talep ederek aşırı telafi yoluna gidebilir. Bu farklı başa çıkma biçimlerinin altında çoğu zaman anlaşılma, sevilme, desteklenme ve duygusal olarak güvende hissetme ihtiyacı bulunur.