Güvensizlik (Kuşkuculuk)
Güvensizlik (kuşkuculuk), bireyin diğer insanların kendisini aldatacağına, manipüle edeceğine, küçük düşüreceğine veya çeşitli biçimlerde zarar vereceğine ilişkin kalıcı bir beklenti geliştirmesiyle karakterizedir. Bu şemaya sahip bireyler, insanların dürüst, açık sözlü ve iyi niyetli olduklarına inanmakta zorlanabilir; yakın ilişkilerinde güven oluşturmak ve duygusal yakınlık kurmak konusunda güçlük yaşayabilirler. Derin duygu ve düşüncelerini başkalarıyla paylaşmaktan kaçınabilir, kişisel bilgilerini açıklamanın kendilerini savunmasız hâle getireceğini düşünebilirler. İlişkilerinde sürekli tetikte olma, karşılarındaki kişilerin davranışlarını kuşkuyla değerlendirme ve olası tehditlere ilişkin kanıt arama eğilimi gösterebilirler. Çevrelerindeki insanların güvenilirliğini tekrar tekrar sınayabilir ve başkalarının kendi çıkarları doğrultusunda zarar vermekten çekinmeyeceklerini düşünebilirler. Bu durum, bireyin çevresi tarafından aşırı şüpheci veya kuşkucu olarak algılanmasına neden olabilir. Şemanın daha yoğun biçimlerinde ise diğer insanların kendilerini istismar etmek, aşağılamak, kötüye kullanmak veya kasıtlı olarak incitmek istediklerine ilişkin düşünceler ön plana çıkabilir. Bazı bireyler, kendilerine zarar verilmesini önlemek amacıyla karşılarındaki kişiye önceden zarar verme düşüncesi geliştirebilir ve önleyici saldırgan davranışlar sergileyebilirler.
Güvensizlik şeması, bireylerin kişilerarası ilişkilerinde farklı davranış örüntüleriyle ortaya çıkabilir. Bazı bireyler, kendilerine zarar verebilecek veya istismarcı davranışlar gösterebilecek partnerleri seçerek mağdur konumunda kalabilecekleri ilişkilere yönelebilirler. Bu ilişkilerde fiziksel, duygusal veya cinsel istismara maruz kalma riski bulunabilir. Bazı bireyler ise başkalarına karşı kontrolcü, saldırgan veya istismar edici davranışlar sergileyerek kendilerini olası tehditlerden korumaya çalışabilirler. Bunun yanı sıra, istismara uğradığını düşündükleri kişileri kurtarma rolünü üstlenebilir ve istismarcı olarak algıladıkları kişilere karşı yoğun öfke duyabilirler. Bu farklı tepkiler, bireyin başkalarına ilişkin güvensizlik beklentisini yönetme ve olası zararları önleme çabasıyla ilişkili olabilir. Ancak bu davranışlar, ilişkilerde karşılıklı güvenin gelişmesini zorlaştırarak bireyin güvensizlik algısını pekiştirebilir.
Güvensizlik şemasının gelişiminde erken çocukluk dönemindeki olumsuz yaşantıların ve bakım verenlerle kurulan ilişkilerin önemli bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Çocuğun fiziksel, duygusal veya cinsel istismara maruz kalması, başkalarının kendisine zarar verebileceğine ilişkin temel bir inanç geliştirmesine neden olabilir. Ebeveynlerin çocuğun ihtiyaçlarını manipüle etmesi, suçluluk duygusunu kullanarak onu yönlendirmesi veya aşırı kontrol altında tutması da kişilerarası ilişkilerde güven duygusunun zedelenmesine katkıda bulunabilir. Benzer şekilde, çocuğun mahremiyetine, özerkliğine ve kişisel sınırlarına saygı gösterilmemesi, bireyin kendisini sürekli koruması gerektiği düşüncesini güçlendirebilir. Duyguların yok sayılması, alay konusu yapılması veya küçümsenmesi de bireyin hem kendisine hem de diğer insanlara duyduğu güveni olumsuz etkileyebilir. Bu deneyimler sonucunda birey, başkalarının fırsat bulduklarında kendisini aldatacağına, küçük düşüreceğine veya istismar edeceğine inanabilir. Zararın kasıtlı olarak ya da ihmal sonucunda ortaya çıkacağına ilişkin beklentiler geliştirebilir. Özellikle tekrarlayan travmatik yaşantılar, belirli kişi veya durumlara yönelik güvensizliğin zamanla farklı ilişkilere genellenmesine ve kalıcı bir kişilerarası güvensizlik örüntüsüne dönüşmesine zemin hazırlayabilir.
Güvensizlik şemasıyla başa çıkmada teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi olmak üzere üç temel tepki biçimi görülebilir. Teslim olma biçiminde birey, güvenilmez veya istismarcı davranışlar sergileyen kişilerle ilişki kurarak tanıdık ilişki örüntülerini yeniden üretebilir. Kaçınma biçiminde, incinme ve istismar edilme olasılığından korunmak amacıyla insanlara güvenmekten, duygusal yakınlık kurmaktan ve kişisel paylaşımlarda bulunmaktan kaçınabilir. Aşırı telafi biçiminde ise olası tehditleri kontrol altında tutabilmek için aşırı sorgulayıcı, kuşkucu ve kontrolcü davranışlar sergileyebilir; örneğin partnerinin telefonunu kontrol edebilir, davranışlarını sürekli sorgulayabilir veya ilişkideki belirsizlikleri ortadan kaldırmaya çalışabilir. Bu tepkiler kısa vadede bireye korunma ve kontrol duygusu sağlayabilse de uzun vadede sağlıklı ilişkiler kurmasını güçleştirebilir ve başkalarının güvenilmez olduğu yönündeki temel inancının sürmesine neden olabilir.
