İç İçe Geçmişlik
İç içe geçmişlik, kişinin kendisi için önemli bir kişiyle aşırı derecede yakın ve iç içe bir ilişki kurması, kendi kimliğini ve bireyselliğini bu kişiden bağımsız olarak geliştirmekte zorlanmasıyla karakterizedir. Bu şemaya sahip kişiler, kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını karşılarındaki kişinin duygu, düşünce ve ihtiyaçlarından ayırmakta güçlük çekebilirler. Kendi benlikleriyle diğer kişinin benliği arasındaki sınırlar belirsizleşebilir ve “Ben nerede başlıyorum, diğer kişi nerede bitiyor?” sorusuna yanıt vermekte zorlanabilirler. Bu durum, zamanla kendi kimliklerini yeterince tanıyamamalarına, kişisel tercihlerini belirlemekte güçlük yaşamalarına ve içsel bir boşluk hissetmelerine neden olabilir. İç içe geçilen kişi çoğunlukla ebeveyn, eş, kardeş, yakın arkadaş veya başka önemli bir figür olabilir. Kişi, bu figüre sosyal yaşamına ve diğer ilişkilerine kıyasla aşırı derecede bağlı olabilir; kararlarını onun görüşlerine göre verebilir ve kendi isteklerinden çok onun beklentilerini önemseyebilir. Özellikle ebeveynle kurulan ilişkilerde, bireyler kendilerini neredeyse tek bir kişiymiş gibi hissedebilir ve ilişkide “ben” yerine “biz” kimliği ön plana çıkabilir. Karşılarındaki kişinin ne istediğini söylemesine gerek kalmadan anlayabildiklerine inanabilir, birbirlerine her şeyi anlatmayı bekleyebilir ve sürekli iletişim hâlinde olma ihtiyacı duyabilirler. Bununla birlikte, bu yoğun yakınlık zaman zaman bunalmışlık hissine de yol açabilir. Kişi, iç içe geçtiği figürden farklı düşüncelerini, duygularını veya tercihlerini ifade etmekte zorlanabilir; ayrışmaya çalıştığında suçluluk hissedebilir ve sınır koymayı yanlış ya da bencilce bir davranış olarak değerlendirebilir. Günlük yaşamda ebeveynin davranışlarını taklit etme, sürekli onun hakkında düşünme ve konuşma, sık sık iletişim kurma ve onunla farklılaşabilecek tutumlarını bastırma gibi davranışlar görülebilir. İç içe geçmişlik şemasının gelişiminde ebeveynlerin aşırı koruyucu, müdahaleci veya kontrolcü tutumları etkili olabilir. Çocuğun kendi kararlarını vermesine, bağımsız hareket etmesine ve kişisel tercihlerini geliştirmesine yeterince izin verilmemesi, bireyselleşme sürecini zorlaştırabilir. Ebeveynlerin kendi beklentilerini çocuğun isteklerinin önünde tutması, çocuğu kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılayan veya kendilerine destek olan bir konuma getirmesi de bu şemanın oluşumuna katkıda bulunabilir. Ayrıca çocuğun bağımsızlaşma girişimlerinin suçluluk uyandıran tepkilerle karşılanması, kişisel sınırlarına saygı gösterilmemesi ve aile içindeki sorunların taşıyıcısı ya da ebeveynin sırdaşı hâline getirilmesi, sağlıklı bir benlik gelişimini güçleştirebilir. Böyle bir ortamda yetişen kişi, yakın ilişkileri sürdürebilmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi veya diğer kişinin beklentilerine uyum sağlaması gerektiğine inanabilir. İç içe geçmişlik şemasıyla başa çıkma biçimleri kişiden kişiye değişebilir. Kişi, diğerlerinin kararlarına göre yaşayarak, kendi tercihlerini geri plana atarak ve ilişkideki sınırların belirsizliğini sürdürerek şemaya teslim olabilir. Kimliğini kaybetmekten veya başkaları tarafından kontrol edilmekten korktuğunda yakın ilişkilerden uzak durarak şemadan kaçınabilir. Aşırı telafi durumunda ise kimseye bağımlı olmamak için aşırı bağımsız bir tutum geliştirebilir, yakınlık kurmaktan kaçınabilir ve ihtiyaç duyduğu hâlde başkalarının yardımını ya da desteğini reddedebilir. Bu farklı başa çıkma biçimlerinin altında çoğunlukla hem yakınlık ve bağlılık ihtiyacı hem de bağımsız bir kimlik geliştirme ve kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olma ihtiyacı bulunur.
